
AKLIN REHBERLİĞİNDE GÖNÜL ZENGİNİ İNSANLAR OLMAK
​
Batı aklın, DoÄŸu da gönlün ülkesi olmuÅŸ.
Batı dediysem, güneÅŸin battığı tarafı kastetmedim elbette. Batı, aklın ilahlığını ilan ettiÄŸi yerde insanın kendini kaybettiÄŸi ülkedir. Ya DoÄŸu? DoÄŸu, aklı hapsedenlerin yurdudur. Gönül dünyasının uçsuzluÄŸunda akılsız yol sürenlerin yurdu.
DoÄŸu duygu ve insani his bakımından ne kadar zenginse Batı da o kadar fakir, zira beyni desiselerin ülkesi hissiyatı kir. DoÄŸunun rehberi kalp, Batı’nınki akıl. DoÄŸu gönül insanı yetiÅŸtirme gayretinde Batı aklı kullanma ve gönlü istila etme peÅŸinde koÅŸmuÅŸ hep.
Batı insanı, gönlün uçsuzluÄŸu karşısında dehÅŸete düÅŸmüÅŸ, DoÄŸulular da aklın sınırlarını bir kafes gibi görüp irkilmiÅŸ; sonsuzluÄŸun engin ve serin kucağına kaçmayı yeÄŸlemiÅŸ. Oysa akla geniÅŸlik, gönle de rehber gerek. Bugün yaÅŸanan savaÅŸların, acımasızlıkların; vurdumduymazlık ve kasabını bekleyen uysal kurbanlık koyun gibi beklemelerin perde arkasında akılla gönlün bir araya gelememesi vardır.
DoÄŸu’nun akla bakışını bütün zamanların en büyük ÅŸairlerinden sayılan Fuzuli ÅŸu beytinde özetleyiverir: “Ben isterim akıldan delalet / Akıl bana gösterir dalalet” yani ben akıldan rehberlik istiyorum, o bana sapkınlık gösteriyor.
Buna mukabil Batı, on dokuzuncu asırdan itibaren Materyalizm batağına saplanmış duyu organlarıyla algılayamadığı, pozitif bilimler aracılığıyla doÄŸrulayamadığı her ÅŸeyi reddetmiÅŸtir. Aklın hocalığında dünyaya “tanrıya raÄŸmen” biçim verme sevdasına kapılmıştır. Bu sevda, medeniyet çatışmasını doÄŸurmuÅŸtur.
Medeniyetler çatışmasında paylaşılmış yerküre. Taksime razı olmayanlar silahlanma yoluna gitmiÅŸ ve ittifaklar kurmuÅŸlar. Hazır olduklarını hissettikleri zaman da sudan bahanelerle rakiplerini yok etme yoluna gitmiÅŸler. Sonuç malum: milyonlarca insan ölmüÅŸ, belki daha fazlası sakat kalmış; kadınlar dul ve sahipsiz, çocuklar yetim ve öksüz… Cetvellerle çizilmiÅŸ haritalar... TopraÄŸa baÄŸlı mensubiyet duyguları allak bullak olmuÅŸ insanlar…
YaÅŸlı dünya bombalarla delik deÅŸik edilmiÅŸ; sızlıyor, inliyor için için. Hep İslam yoÄŸun ilkelerle yönetildiÄŸi zamanların hasret türkülerini söyleyip avunuyor. Söylenen türküler yaraları azdırmaktan baÅŸka iÅŸe yaramıyor. Bilim ve teknolojiye insaf gömleÄŸi giydirilmezse yeni yakılmış ağıtlar karışacak bu türküler kervanına.
Pek yakında güneÅŸ batıdan doÄŸacak, Mesih gelip düzeltecek bütün bozulmuÅŸlukları ve ortadan kaldıracak kokuÅŸmuÅŸlukları. Lakin o gün ne DoÄŸu’nun akıldan uzak gönlü, ne de Batı’nın gönül fakiri aklı iÅŸe yarayacak. Ve nihayet kıyamet kopacak. “Amel defterleri açılacak, gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparılacak,
Cehennem alevlendirilip, cennet yaklaÅŸtırılacak ve iÅŸte o zaman herkes önceden hazırlayıp getirdiÄŸi ÅŸeyleri bilecektir.” (Tekvir 10 – 14)
Muhakkak olan o günün sıkıntısı bugün insanı rahatsız etmiyorsa ne zaman edecek acaba? EÄŸer ediyorsa niyetler harekete geçmeli, nefsimizi ve neslimizi kurtaracak çalışmalara yönelmeliyiz.
Zira bugün sokak okul, arkadaÅŸ hoca olmuÅŸ; bir nesil yetiÅŸiyor umrandan uzak. Beden semiz, nefis azgın, ruh çiroz. Gıda GDO’lu, hava kirli, içecek kola, insan maymun… YaÅŸam seküler, inanç bozuk, itaat yok, birey sefil… Cennet efsane, ibadet ritüel, hayat güzel, kiÅŸi periÅŸan…